By
Hüma Kuşu
Ağustos 08, 2012
Hümania
Canım Hüma Kuşum, senin deyiminle annesi kuşu (annesinin kuşu) sana olan sevgim gün geçtikçe, sen dillendikçe, öğrendikçe, aramıza karışıp bir birey olarak varlık gösterdikçe artıyor da artıyor... Evin en küçük bireyi olarak tüm yaşantımız senin ekseninde şekilleniyor hala ve sen büyüdükçe daha çok aslında. Bundan şikayetçi değiliz. Seni bırakıp da bir yere gittiğimiz olmadı pek (işe gitme kısmını saymıyorum zira o zorunluluk), bir kere sinemaya gitmiştik galiba... Akşamları seni uyutup anneanneye bırakıp yürüyüşe gitmeyi bile içimize sindiremiyoruz, ben bazen önersem de baban istemiyor. (Ne gideceğim çocuğumu bırakıp diyor.) O nedenle herhangi bir yere giderken mutlaka beraber gidiyoruz. Düğüne, yemeğe, gezmeye vs. Herşeyi seninle beraber yapmanın tadı apayrı. Şimdilik seni bırakıp bir yere gitme fikri uzak bize, belki daha sonra.
Hafta sonu ateşlendin ama enerjin yerindeydi. Ateşin 38 olmuşken bile nasıl koşturduğunu anlamak mümkün değil o nedenle endişelenmekle endişelenmemek arasında kaldık. Daha çok ben endişelendim baban beni sakinleştirdi. Pazar günü boyunca seninle oyun oynadık, evin her köşesinde ve neredeyse evdeki tüm oyuncaklarla. Yine de sana doyamıyorum. Biliyorum sen de bana doyamıyorsun, o kadar ki uyumuyorsun genelde hafta sonları. Ama sonra yorulup huysuzluk yapıyorsun biraz, o zaman yorucu oluyor, ben de yoruluyorum ve tahammülsüz olabiliyorum. Oysa ki sen şimdiye kadar gördüğüm en tatlı, en kolay, en laf söz dinleyen, en bir sakin bir çocuksun. Seninle bir şeyler yapmak hiç zor değil. Neyse ki...
Bu arada pazar günü biz oyun oynarken televizyonda da olimpiyatlar açıktı, sen de ara ara bakıyordun, bir ara "anne bakk abla" dedin ben de ne yapıyor annecim abla diyince "abla koşuyor" dedin. Kuzum benim artık iyiden iyiye cümle kurmaya başladın.
Bu aralar tek derdimiz var memeee....
Artık yavaş yavaş bırakma zamanın geldi. Geçen hafta memesiz uyumayı başardın hem de kaç gün üst üste ve hatta bir gün de babanla uyudun ama bugünlerde sanıyorum ateş ve diş çıkarma nedeniyle oldukça düşkünsün... Emzirmek hep güzeldi benim için ama artık biraz sıkıldım çünkü hem sütüm azaldı hem de seninle memeden ayrı ilişki kurabilmek istiyorum. Ben eve geldiğimde sevindiğini bilsem de meme diye sevinmek yerine anne diye sevinmeni tercih ediyorum artık. Umarım bu iş travmasız, vukuatsız biter..
Bu aralar neler yapıyorsun;
Çizi çizi konusunda bir anda atak yaptın. Şimdiye kadar (yaklaşık 4-5 aydır kalemlerin var) daha çok bana bir şeyler çizdirme ve kalemleri sağa sola koyma, kutuya koyma oradan alma başka yere koyma ve arada tek tük çiziktirme şeklindeydi kalemlerle ilişkin. Ama sonra ne olduysa bu hafta sonu bir çizi atağı geldi sana. Sırf hafta sonu sayfalarca çizdin karaladın, üstelik rengarenk ve sayfada hiç boş yer bırakmamacasına. Artık bana da fazla bir şey çizdirmiyorsun. Kaneeem diyip gidip çizmeye başlıyorsun kendi kendine. Büyük bir ciddiyet ve kendini işine adamışlıkla. Arada da bana "anne bak" diyorsun. Gözümün nuru zaten ben hep sana bakıyorum. Öyle de söylüyorum annecim zaten sana bakıyorum ben diye, bir hoşuna gidiyor, devam ediyorsun kendinden emin çizmeye. Pazar günü ilk defa beraber kalemlerini açtık kalemtraşla merak ve heyecanla baktın, bekledin.
Üzüme dadanmış durumdasın, bütün gün üzüm yiyorsun diyebilirim. Sanırım zaten dişler ve ateş yüzünden katı bir şeyler yemek gelmedi içinden o nedenle ara öğünler üzüm ve süt veya üzüm ve su şeklinde oluyor son günlerde. Bu arada bir de çorba serinleyen Ankara havasında tekrar popüler oldu, yoğurt, ayran ve kefir ise vazgeçilmezlerimizden zaten. Kahvaltıda ise yumurta, süt, domates. Ve de zeytin, namı diğer cincin ve de cincin yağı.
Bir süre önce söylüyordun sonra epeyce bir pek söylemedin ama şimdi yine başladın durup durup anne golga, anne golga demeye. Biz de her seferinde hüma'yı ekliyoruz şimdi sen de alıştın anne-golga-hüma demeye. Canım kızım o kadar tatlısın ki, özellikle anne-golga'yı farklı ton ve vurgularla söylerken. Bir tür sevgi ifadesi olsa gerek bu ve emin ol biz de seni en az o kadar seviyoruz.
Son günlerde pek yapmadın ama bir de şarkı söylüyorsun ama öyle bilindik öğrendiğin bir şarkı değil, kendin uydurmak suretiyle. Hem de tahminen caz ya da o tarz bir şeyler, zira zaten hemen hemen her zaman caz ve klasik müzik dinledin karnımda olduğundan beri. Baya baya şarkı oluşturuyorsun, her ne kadar ne dediğin anlaşılmasa da arada tekrarlayan sesler oluyor nakarat gibi, ses yükselip alçalıyor, tahminim idolün Nina Simone :)
Bir de bahsetmeden geçmek olmak. Geçen hafta 1 geceliğine bize gelen kuzin yağmur senin kabus dolu günler yaşamana neden oldu. Yağmur'un fütursuzca bağırmaları ve iki yaş sendromu nedeniyle girdiği sinir krizleri -ki pek bir şey yapmadı aslında çocuum- seni ziyadesiyle korkuttu, için için hıçkıra hıçkıra ağlamana sebep oldu. O kadar ki resmen yağmurun bizde olduğu sürede stres altındaydın ve hiçbir şey yapmadın diyebilirim. Ne doğru dürüst oyun oynadın ne de normalde olduğun gibiydin. Hatta stresten boynunda isilik benzeri şeyler çıktı resmen. Evet yağmur ve sen olabildiğince farklısınız. Yağmur heyecanlı, telaşlı, hızlı, yüksek sesli. Sen de tam tersi sakin... O nedenle de yağmurun hareketleri, bağırmaları hatta oyun oynayışı bile sana çok garip geliyor biliyorum. Yağmur'a garip garip napıyor yine bakışlarınla bakıyorsun. Beklemediğin bir anda bağırdığında korkup ağlıyorsun. Gerçi tabii Yağmur ile aranızdaki gerilim daha öncesine Şubat ayındaki İzmir seyahatimize uzanıyor. İlk başlarda neden ağladığını anlamayıp sana neden ağlıyorsun bak seninle oyun oynamak istiyor diye kızmıştık ama sonradan fark ettik ki Yağmur kimsenin görmediği anlarda seni sıkıştırıyor, mıncıklıyor, itekliyor vs. Hatta bu Ankara'da da devam etti doğum günün için geldiklerinde. En son geçen hafta gelmeden önce sana istemediğin bir şey olursa hayır de parmağını salla yapma diye demiştik. Seni sıkıştıran yağmura o küçük ojeli parmağını sallayıp hayır demenle yağmur delisinin daha çok bağırması ve sana vurması bir olmuş halanın anlattığına göre. Zaten o dakikadan sonra yapacak bir şey kalmamış senin için. Büyüdüğünüzde nasıl olacaksınız bakalım, bunları ve diğer tüm detayları hatırlayabildiğimiz, kaydettiğimiz kadarıyla anlatacağız size. Belki de bir süre sonra çok iyi anlaşacaksınız ki herkes öyle olmasını umuyor.
Bunları da Okuyabilirsiniz
By
Hüma Kuşu
Temmuz 26, 2012
Hümania
Hüma kuşu büyüyor, an be
an, durmaksızın.. Her geçen gün becerileri artıyor, derdini daha iyi anlatıyor,
yeni yeni kelimeler öğreniyor. Küçük küçük cümleler kuruyor. Hızına yetişebilmek
bile mümkün değil. Bazen öyle bir şey yapıyor ki bakakalıyoruz birbirimize bunu
ne zaman öğrendi diye. Maşallah kuzucuğum dillendikçe şerbetlendi, tatlandı
sanki :)
Tam bir oyuncak delisi
oldu bu arada. Bir dönem sürekli evin içinde dolaşıyor, sağı solu kurcalıyordu
ama şimdi daha çok oyuncaklarla ilgili. Ne yapalım dediğim anda oyuncakk diyor
ve muzip muzip bakıyor bana. Ah o bakışlar yok mu, o bidik bidik cin göz
bakışlar... Akşam işten tüm yorgunluğumla ve huysuzluğumla dönüyorum, serviste
uyuklamış ve sersemlemiş olarak hem. Hümanın o cin bakışları ve beni
gördüğündeki coşkusu, sevinci her şeyi unutturuyor bana. Bu çok klasik bir anne
lafıdır ya bana eskiden çok manalı gelmezdi. Yani yorgunsan yorgunsundur işte dimi nasıl geçer dinlenmeden...
Ama geçiyor işte... Hüma'mı görünce geçiyor. Ne iş kalıyor ne
başka şeyler aklımda. Onunla oyun oynarken ben de resmen zihnimi boşaltıyorum, çok güzel bir terapi oluyor. Onu uyuturken benim de pilim bitiyor bazen
uyuyakalıyorum ama olsun, en azından onunla vakit geçirirken uyuklamıyorum.
Bu
arada hoca da tatile gittiğinden 3-4 haftadır tez ile ilgili hiçbir şey
yapmıyorum dolayısıyla da akşamları serbest geçiyor. Ama ağustos başı itibari
ile çalışmaya başlamak zorundayım hem de sıkı çalışmaya zira şubat ayına kadar
bu tez işini bitirmek istiyorum ki aklımdan, hayatımdan çıksın... Sonra da
ilişiğimi keseceğim akademik dünya ile :) (hep böyle diyorum sonra bir şey oluyor ya hadi
bakalım)
Bu aralar en büyük hüznüm sabahları anneciğim hadi bana el salla artık benim işe gitmem gerekiyor
dediğimde hümanın bir anda telaşlanması, bacaklarıma sarılması, beni bırakmak
istememesi. Sadece Pazartesi sabahı ağladı çok az, onun dışında bir şekilde ikna edip
oyalıyoruz ama yine de telaşlandığını görmek, ruhunun sıkıldığını
kaygılandığını düşünmek benim de ruhumu sıkıyor. Geri geri gidiyor ayaklarım...
Miniğimi bırakmasam onunla vakit geçirsem, beraber kahvaltı yapsak vs vs
diyorum. Ama yapacak bir şey yok, hayat zor...
Gün içinde
fotoğraflarıyla ve arada sırada da telefonla konuşarak avutuyorum kendimi. Minnoş
ise anneannesi ile oyun mesaisinde.
İnsanın kendi çocuğunun
büyüyüşünü izlemesi kadar değişik bir duygu yoktur herhalde. O an be an
büyürken kah sevinip kah hüzünleniyorum ben. Ne çabuk büyüdü diye içleniyorum
bazen ya da seviniyorum büyüyor diye. Bazen tutup bebekliğini en bebiş olduğu
ilk günleri geliyor aklıma bazen de büyüdüğünde nasıl bir çocuk olacağını,
nasıl bir genç kız olacağını nasıl bir kadın olacağını filan düşünüyorum. Bir mucize
vuku buluyor, bir mucize büyüyor kucağımda... Bunlar aslında tarifi zor
hisler ve çok şükür ki yaşaması çok güzel...
Allah Hüma’ma sağlık ve
huzur versin. Amin
Bunları da Okuyabilirsiniz
By
Hüma Kuşu
Temmuz 13, 2012
Hümania
Geçen hafta sonu İşbilir
ailesi, Emre, Nilgün ve de biz hep beraber Sadık Usta’ya kebap yemeye
gittik. Aman ne yedik ne yedik. Yalnız hakikaten adam kendine profesör demekte
haklı sayılabilir, kebap profesörü neticede...
Hüma kuşu güneş
gözlükleriyle pek sükse yarattı, her ne kadar gözlükler gözünde birkaç
dakikadan fazla kalmasa da biz o anları fotoğraflamayı başardık...
Sonracıma orada hapur
hupur yedik kebapları, muhabbetimizi ettik.. Hüma arka masada bulunan paketli
şekerleri paketlerinden çıkararak şekerliğe koyma işleriyle meşgul oldu uzunca
bir süre.. Ortalığı karıştı biraz her ne kadar bu sürede sesi çıkmayıp uslu
çocuk modunda olsa da...
Oradan çıktıktan sonra
karışık kuruşuk yollardan geçerek uzun bir yolculuk yapıp sırf hüma hanım
çimlerde rahat etsin diyerekten park caddesine vardık. Arabamızı dayının
sitesine park ettik oradaki çimleri gören hüma çim çim bahçe bahçe diyerek
koşturdu. Sonra çiçekleri gördü onları kokladı. Güzel pozlar verdi :) Bakınız.
Bu da karikatür Hüma yorumu...Biz koptuk buna...
Neyse sonra hümayı
bahçeden zorla alaraktan narqilla’ya gittik.Amaç hem hümanın çimlerde rahat
etmesi hem de isteyenlerin nargile içmesiydi. İyi mi ettik derseniz bence pek
iyi ettiğimiz söylenemez zira yol uzundu ama gittiğimize değmedi bence. Bir
kere çimleri kaldırmışlar her yer tahta olmuş. Sonra servis çok iyi değildi,
soda sıcak geldi, hümanın dondurması 45 dk filan sürdü hepi topu menüdeki
standart dondurma kup değil de çocuğa 1 topçuk külahta ya da küçük bir kapta
getirin dedim diye. Çikolatalı pasta da ehh işte...
Bu arada hüma sprite’a dadandı. Önce ufak ufak başlayan karıştırma filan girişimleri sonra
sonra yerini elini komple bardağın içine sokma, buzları yakalamaya çalışma,
şekerleri bardağın içine sokma, sprite içine tuz atma ve en son da tuzluğu
komple bardağın içine sokma şeklinde ilerledi.. tabii sprite içilemez
hale geldi, her yer battı...
Oradan babası tarafından
kovulan hüma bana yanaştı benim sodama ve suyuma salça oldu. Türk kahvesi ile
gelen küçük suyu ona verdim kısa sürede dökmek suretiyle onunla da işini
bitirmiş oldu. O arada zeynepin tatlısına dadandı. Zeynep arkadaşım benim yok
verme o yemez demelerime aldırmadan hümaya kıyamadığından herhalde tatlısından
hümaya da verdi. Hüma da bir güzel yedi, glikoz şurubu glikoz şurubu çikolata
soslu çikolatalı pastayı... neyse artık dedim sesimi çıkarmadım hatta sonradan
aynından ben de isteyince benimkine de dadandı..
Sonra hümanın dondurması
geldi. Aldı kaşığını eline bir güzel dondurmayı yedi, dekor olarak
kullandıkları çikolata sosundan yedi biraz. Bu arada üstü başı ağzı yüzü hatta
benim üstüm ve dizlerim dondurma ve çikolata oldu. Bakınız resimler...
En son masadaki tüm
yaramazlıklar bitince kendini yan masalara attı hümacık ama randımanlı sohbet
edebileceği kimsecikler yoktu etrafta... Biz de dışarı çıktık humuşla bir
baktık orada dandikten bir parkcık. Bir salıncak bir kaydırak. O arada bir de
ne görelim bir tane abla bir tavşanı sevmiyor mu... hemen biz de koştuk yanına
ben tabii hayvanlardan korktuğumu belli etmeden hümayı yanaştırdım tavşana
tavşanı sevdik biraz. Hüma bir koşturdu oradaki çimlerde bir gitti tavşanı
sevdi. Sonra tavşan yattığı ağacın dibinden kalkıp dolaşmaya başladı. Bu işe
pek bir bozuldu hüma zira hareket eden tavşan korkuttu kendisini her ne kadar
çaktırmasa da... tavşana ısrarla daha önce yatmakta olduğu yeri işaret ederek
tavşan git tavşan yat gidisinden şeyler gevelese de tavşan pek oralı olmadı. O
esnada ben daha fazla kendisi ile haşır neşir olamayacağıma kanaat getirerek olayı tolgaya devredip gidip oturdum.
Zaten hakan ve emre
ertesi sabah antalya yolcusu olduklarından daha fazla oturmadık evlere
dağıldık. Güzel bir Pazar günü oldu.
bu ekibi bir
araya getirebilmekten ötürü ve beraber birşeyler yapabilmekten ötürü mutluluk duyduk, güzel oldu :) bir daha yapalım...
Bunları da Okuyabilirsiniz
By
Hüma Kuşu
Temmuz 03, 2012
Hümania
Bu yazıyı yazıp kaydetmişim ama yayınlamamışım işte fark edip şimdi yayınlıyorum.
Hümacık iyice dillendi, her gün yeni birkaç kelime öğreniyor hem de biz özel olarak öğretmeden kendisi konuşmaların içinde geçenleri takip etmek suretiyle öğreniyor.
İşte Hüma'dan inciler;
acabadan sonra çünkü
aç-katap
açtı-katappa (açtı-kapattı)
böcük
saninne (sandalye)
şeminne (şemsiye)
dondu (dondurma)
çooba (çorba)
emmek (ekmek)
balya (pilav, aylardır ve ısrarla :)
pika (balık)
ambuş (armut, gerçi en son başka bir şeyler de söylüyordu armut için)
şakka (şapka)
ayakka (ayakkabı)
sipa (sıpa, her zaman gülerek zira muzurluk/yaramazlık yaptığında kendine sıpa dendiğinin farkında)
iida (eda, adadan sonra hümanın ikinci favorisi, ada ile iida beraber kucaklanıyor, sürekli adayı soruyor diye almıştık bunu ama şimdi artık ikisini birden soruyor :S )
kendi içinde bir mantık oturtmuş gibi görünüyor saninne ve şeminneye veya şapka ve ayakkaya bakınca. Bu arada bunlar sadece bize komik gelenler aslında çok daha fazla şey söylüyor artık hatta geçenlerde kitapta 50 kelime söyleyebilen çocuk artık hergün birkaç yeni kelime öğrenerek kelime dağarcığını hızla artırır yazıyordu. Biz de sayalım dedik sayamadık zira 50'yi çoktan geçmiş humuşum.
Bunları da Okuyabilirsiniz
By
Hüma Kuşu
Haziran 13, 2012
Hümania
Uçan balona hüma kuşumdan yeni bir yorum daha geldi, uçak mono :))
Bu arada cumartesi günü aldığımız balon pazartesi günü iyice inerek küçücük kalmış. Bu duruma çok şaşıran hüma ile aramızda geçen diyalog şu şekilde;
eve gelip hümayı anneanneden alıp eve geçtiğimizde hüma büyük bir hevesle odasında gitmiştir ben de fırsat bu fırsat yatak odasında üstümü giyinmekteyim;
- anne anne anne
- annecim buradayım, yatak odasındayım
- anne mono
- aa kızımın monosu var, nerde annecim mono
- burdaa
- ordamıymış hümanın monosu
- anne mono
bu arada üstümü giyinen ben hümanın odasına doğru gidip hümayı elinde cücük kadar kalmış balon ve şaşkın bir ifade ile buldum
- aa nolmuş monoya annecim küçücük kalmış
- mono küçük
- evet küçük kalmış mono
- mono uç
- annecim mono artık uçamaz küçülmüş küçük kalmış ben sana yeni mono alırım
- mono küçük
sonra bütün akşam ve hatta ertesi gün şaşkınlıkla o küçük balonu elinde gezdirip mono uç mono küçük dedi durdu çocuuum
Bunları da Okuyabilirsiniz
By
Hüma Kuşu
Haziran 11, 2012
Hümania
Geçen haftanın derinliklerine doğru iyice tavan yapmış olan bunalımlarımız
hafta sonu geçirilen analı-kızlı günler itibari ile biraz olsun rahatladı. Cuma
akşamı tüm haftanın sıkıntısı ile bir yerlere gitsek, nereye gitsek napsak
modum tolganın yorgun olması ve gidecek yer için alternatif üretememiş olmam
sebebiyle evde noktalandı. Aslında iyi de oldu zira ben de çok yorgunmuşum hüma
ile hoş beş edip, oyun oynayıp yemek yiyip kendisini yatırdıktan sonra tv
karşısında ben de uyuklamaya başladım ve erken denilebilecek bir saatte yatakta
buldum kendimi. Tolgacım çalışacağı için yukarı çıkıp bilgisayarın başına
oturdu zira yetiştirmesi gereken iş varmış.
Cumartesi sabah bir süredir her tatil günü olduğu gibi sekize yirmi kala
uyandık. (Nedense hüma kuşu sekize yirmi kala ile on kala arası kalkıyor
mutlaka üstelik kendisi de uykusunu tam olarak alalmamış olarak..) Bu sefer
uzun uğraşlarım neticesinde bir süre daha uyuyup sonunda daha fazla
direnemeyerek kalktık. Biraz oyun sonra kahvaltı sonra yine oyun... Hüma evde
vakit geçirmeyi özlemiş olacak ki attaa gitmek istemedi ben de kalabalık
olmadan avm’ye gidip birkaç işimi halledip bir de indirimlerden ne var ne yok
bakıp geç olmadan eve gelmeyi planlamıştım. Ama hüma o kadar keyifle oynuyordu
ki evde, biraz ağırdan aldım sonra anneannesi hazırlanamadı komşu filan derken.
Sonunda hümayı giydirdim yatakta boğuşurken meme dedi ve emerken uyuyakaldı.
Ben de hemen kendisini annemin yatağa nakledip çıktım güya o uyanmadan işlerimi
halledip gelecektim ama oraya bak buraya bak 15:30’u buldu benim dönmem... (Çok uzun süreli olmasa da alışveriş verimli geçti sayılabilir, hümanın birkaç eksiği, tolgaya ve kendime bir şeyler, değiştirilmesi gereken şeylerin değiştirilmesi vs vs.) Kısa sürede çok iş hallettim ve hümayı bıraktığım için
telaşlı ve koşturmaktan yorulmuş olarak döndüm eve. Bu arada Hümacık çoktan uyanmış ve yemeğini
yemiş, biz de biraz anneannede oturup parka gitmek üzere çıktık.
 |
| Gezi Öncesi Bisikletini Temizledi |
Park çok
kalabalıktı bağıran çağıran çocuklar vs hüma onları izlemekten pek birşey
yapmadı. Bir de kızın biri hümayı iteklemek suretiyle kafasını kaydırağa
çarpmasına sebep olarak ağlattı...Biz de çıktık parktan, dedik bari eve gidelim
uyuyalım beraber, ama o sırada 7. caddeye doğru gitmiştik. 7. caddenin
hareketliliğini gören Hümacık canlandı. Bisikletiyle gezmekte olduğundan hoşuna
gitti 7. caddede gezmek. Mağazalara girip çıktık, arada kucakta arada
bisikletinde dolaştık. Mağazalarda oynadı bıdığım, kabinlerin altından bana
baktı, kucağımda dans ettik çalan müziklerle vs. Tezgahtarlarla muhabbet etti.
Bütün gün boyunca acaba dedi durdu, yeni
ve kendi kendine öğrenmiş olduğu kelime. O kadar çok acaba dedi ki farklı ton
ve vurgularda, duymayan kalmadı herhalde acaba dediğini. Tezgahtarların, sağdan
solan duyanların favorisi oldu, aa bebek acaba diyo diyerek birbirlerine
gösterdiler kuzumu.
Neyse dondu aldık hümaya bisikletinde oturdu çok güzel dondurmasını yedi bıdık hanım, ilk defa külahı mıncıklamadan kendi başına neredeyse bir top dondurma yedi. Sonra caddenin başındaki baloncudan balon aldık. Bu da bir 7. cadde klasiği oldu, uçan balon... Hümanın deyişiyle “mono uç” :)
En son artık hümanın uykusu da geldi karnı da acıktı şeklinde eve dönüşü
hızlandırsak da, hüma ne yese acaba gidince düşüncelerim arasında hüma eve
ulaşmamıza 5 dk kala kucağımda uyudu... Uyuyuş o uyuyuş, yatağına yatırdım,
altını üstünü değiştirdim elini yüzünü sildim yine de uyanmadı. Güzel yorulmuş
heheh.. Yalnız yemek yiyemeden uyuması hiç hoş olmadı zira bütün gece beni
sömürdü sık sık uyandı...
Birkaç gece uykusuz kalan tolga cumartesi günü öğleden sonra uyudu ve akşam
tüm uğraşlarıma rağmen kalkmadı ben de biraz tez için çalıştım ve uyudum sonra.
Böylece Cumartesi günü hem alışveriş, hem humuş, hem tez hem de uyku
açısından verimli bir gün olarak kayıtlara geçti :)
Pazar günü saat sekizde kalktı hüma, hazır tolga da 15 saat filan uyumuşken
al kızını biraz uyuyum dedim ben de... Yarım saate kalkarım dedim, 1,5 saat sonra
uyandım. O nasıl bir dinlenmek öyle anlatamam.. Uzun süredir hafta içi 5, hafta
sonu 7 saat uyuyordum ortalama. 10 saatlik uyku sonrasında gözümün önünden bir
perde kalktı sanki öyle bir kendime geldim. Bu sırada bizimkiler alışverişe
gidip kahvaltık almışlar, kahvaltı hazırlamışlar.. Ohh mis...
Ben de kahvaltı sonrası ortalığı topladım hüma bir taraftan yediği yemediği
karpuz ve kirazlarla dağıtırken... Sonra mecburen banyo, biraz oyun derken
uyudu bıdık..
Öğleden sonra da Beypazarına gittik dedesi, anneannesi, annesi, hüması...
 |
| Beypazarı Yolunda |
 |
| Beypazarı Yolunda
|
Bir süredir gitmek istiyordum ama bu Pazar evde kalalım diye vazgeçmiştim,
sonra tolga gaza getirdi festival varmış gidin diye... Hafta sonunun hatasıydı
beypazarı. Bir kere uzak, gidene kadar çok acıktı hüma... Sonra festival...
Kalabalık, sıcak... Bir anlamda kabus oldu diyebilirim. Kalabalıktan dolayı
hüma arabasında oturmak istemedi haliyle... Uruş kapaması diye bir yemek varmış
meşhur onu yiyelim bari dedik ama taa tepeye kadar çıktık bulamadık tolganın
tavsiye ettiği konağı. Artık ilk bulduğumuz yerde oturduk, Beypazarı’nın meşhur
tarhana çorbası, etli yaprak sarma, testi kebabı, mantı ve güveç yedik. Tarhana
çorbası, mantı ve güveç (etli pilav) vasat, etli yaprak sarma bizim kriterlere
göre kötü, testi kebabı acı fakat güzeldi. Sonra baklava yedik, beypazarı
kurusu, cevizli sucuk aldık. Aslında beypazarı kurusu hariç bu yiyecekler tüm
iç anadoluya has şeyler ama nedense oraya aitmiş gibi bir imaj var üstelik biz
başarılı bulmadık, insanlar teyzemin tarhanasını ve anneannemin yaprak
sarmasını bilmediğinden olsa gerek pek beğeniyorlarmış. Hatta bana kalırsa
teyzemin baklavasının eline su dökemez beypazarının meşhur baklavası...
Neyse birşeyler yedikten sonra bir yukarı bir aşağı dolaştık, tezgahlara,
dükkanlara baktık. Çok orjinal ve otantik bir şey göremedim ben açıkçası, masa
örtüleri bile hem her dükkanda aynı hem de genelde özensiz ve kalitesiz.
Üstelik hep aynı ebatlarda var, salon masasına uyabilecek boyutta bulamadım.
Gümüşçüler ise tam rezalet bana kalırsa, hepsi birbirinin aynısı, klasik gümüş
takılar, 10 sene öncesinin 7. cadde bit pazarı modası.. Hiç değişiklik yok,
bazı dükkanlarda 1-2 orjinal model var bence.. Fiyatlar da ucuz değil, bir tane
kolye beğendik 690 tl dediler, tamam o güzeldi ama 690 tl de çok be ya.. Neyse
almadık tabii. Bir tek hümaya nazar boncuklu bileklik aldık, bakalım takacak
mı?
Sonuç olarak beypazarı bir fiyakoydu ve hafta sonunun hatasıydı
diyebilirim. Bakalım aldığım tam buğday unundan yapılma erişte nasıl çıkacak?
Beypazarı fiyaskosuna rağmen hafta sonu verimli geçti, hüma ile vakit
geçirdik hem de gezdik. Hüma’nın krizleri de geçti... Keyfi yerinde, yüzü
gülüyor, deli deli ağlamıyor. Hüma mutlu ben mutlu... Cici haftasonu...
Not: Akşam üzeri festival nedeniyle konser vardı, kim bilmiyorum ama Volkan
Konak konseri öncesi çıkan şarkıcı hümayı pek bir coşturdu, müziğin sesi yüksek
olmasına rağmen rahatsız olmadı, tam tersi sevindi. Bu durum 30 Haziran’da
gideceğimiz Zaz konseri açısında önemli bir veri oldu benim için, sanıyorum
hüma ile gitmek sorun yaratmayacak, hatta hüma sevinçten çıldırır o saate kadar
pili bitmezse Zaz çıkınca diye düşünüyorum :)
Bunları da Okuyabilirsiniz
By
Hüma Kuşu
Haziran 08, 2012
Hümania
Son günlerde hüma kuşumun morali bozuk gibi.. Birden sinirleniyor, birden
ağlayabiliyor... Benim işe başlamama alışmıştı aslında ya da ben öyle olduğunu
düşünüyordum. Gerçi sebeplerim de vardı; ilk günler ben yokken yemek yemesi
uyuması biraz zor oluyordu. Ben evdeyken sürekli anne anne anne diye peşimde
geziyor iki dakikalığına bir odaya filan girsem gideceğim sanarak telaşla
kapıya koşturuyordu. Ama önce yavaş yavaş yemesi ve uykusu düzene girdi sonra
da benim evde olduğum saatler kendi kendine de birşeyler yapabilmeye anne anne
diye peşimde gezmeden takılabilmeye başladı.
Bu arada olanlar oldu tabii çocuğumun bütün azı dişleri birden kabardı,
çıkmaya karar verdi. Çıkmadılar daha o ayrı ama rahatsız ettikleri kesin. Öyle
ki bir kaç gün uyumakta zorluk çekti akşamları dişlerine ilaç sürmek zorunda
kaldım. Çenesini tutarak ağlıyor, acıyo acıyo diyordu. Tüm bu diş çıkarma
emareleri ile birlikte bizimkinde bir huysuzluk, bir asabiyet hasıl oldu.
Açıkçası diğer dişlerde pek böyle şeyler yaşamadığımız için alışkın değildik.
Sonra sanki o huysuzluk yerini hırçınlığa bıraktı. En basit bir şey bile
problem olmaya başladı, yemek sonrası ellerini silmek ya da yıkamak, üstünü
değiştirmek, altını bağlamak vs vs. Her an bir hırçınlık patlayabilir ve bizim
hüma kuşu ağlayabilir... Hem de öyle laf olsun diye yalandan ağlama değil baya
baya gözlerinden yaş aka aka katılırcasına...Ve de anne anne anne diye
sayıklaya sayıklaya... Hal böyle olunca benim moral de bozuldu tabii ben de
humuşumla birlikte bunalıma girdim birkaç gün... Neden böyle oldu filan diye
dertlenmeye başladım. Acaba bilmeden çocuğun psikolojisini bozacak birşey mi
yaptık acaba dişlerden mi bir yeri mi ağrıyor filan derken çağla dedi ki mevsim
değişikliğinden olabilir ya da senin işte olduğunu daha yeni idrak ediyordur,
normaldir... Biraz moralim düzeldi gibi oldu ama dün yine hiç sebepsiz yere
hıçkıra hıçkıra ağlayınca aldı beni bir düşünce... Minnoşumun morali bozuk,
minnoşum asabi... Sanıyorum bütün gün ayrı olmamız aslında onu sandığımızdan
daha çok etkiliyor, evet bütün gün hiç problem çıkarmıyor anneanneye, oynuyor
eğleniyorlar ama aslında içinde annenin yokluğu hissedip kaygısını taşıyor. Sabrediyor
sabrediyor başka şeylerle oyalanıyor... Ama anne eve gidip minnoş memesine
kavuştuktan sonra bütün o birikmişlikler çıkıyor bir şekilde... Zaten çağla da
aynı şeyi söylemişti ama o an anlamamışım aslında.. Ama bugün birden aslında
minnoşumun benim bütün gün özlediği, yanımda olmak istediği ve yokluğumla artan
gerginliği nedeniyle aşağı yukarı her akşam bir sebeple patladığı ve içli içli
ağladığını idrak ettim. Hatta idrak etmekle kalmadım durup dururken aslında
durup duruken de değil ama alakasız bir şekilde Blogcu Annenin yazmış olduğu bu
yazıyı okurken gözlerim ıslak en bir derinimde hissettim ve böylece minnoşumu
da anlamış oldum. Ben de hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim... Zira fark ettim ki
ben de aynı durumdayım, gün içinde iş güç başka şeyler kendimi oyalıyorum bir
şekilde ama aslında gün boyu bıdığımdan ayrı kalmak beni de derinden
yaralıyor... Üstelik birikiyor hasretim ve bebeşimden ayrı kalmanın gerginliği
bende de... Onun o tatlı hallerini, tüm gününü kaçırmak... Evet akşam birkaç
saat vakit geçiriyoruz ama biliyorum ki günün yorgunluğu ile gündüz olduğu gibi
değil, ben de değilim. Her ne kadar elimden geldiğince tüm enerjimi seferber
etmeye çalışsam da kafam günün olayları ile dolu ve bedenim de yorgun oluyor.
Ama maalesef koşullar böyle şimdilik, çalışmak şart. Neyse ki minnoşum
anneannesiyle kalıyor da gözüm arkada değil. Elimden gelen beraber olduğumuz
saatleri olabildiğince verimli geçirmek özellikle akşamları kritik çünkü vakit
sınırlı ve yatıp kalkıp yine gidiyorum haliyle... Haftasonları biraz daha rahat
ama tabii herşey hafta sonuna sıkışıyor bu sefer. Yapılacaklar, alınacaklar,
gezmeler vs vs... Ben de birkaç haftadır uygulamaya çalıştığım gibi en azından
bir gün günün çoğunu evde humuşla geçirmek ya da dışarıda olsak bile onun
istediği bir şeyler yapmak gezmeleri de diğer güne sıkıştırmak...
Maalesef elimden başka birşey gelmiyor pek.. Humuşumu özleyerek geçiyor
günler.. . Büyüyüp gidiyor bu arada kuzu, konuşuyor, koşuyor, merdiven inip
çıkıyor... Derdini de iyiden iyiye anlatabilmeye başladı. Herşeyi taklit
ediyor, kendi yemeğini yiyor.. Oyunlar oynuyor, şarkı bile söylüyor kendince...
Bunların büyük bölümünü kaçırıyor oluşum ise ayrı bir sızı...
Bunları da Okuyabilirsiniz