Tatil Yazısı, Anılar, Güzellikler

By Eylül 04, 2014 , , , ,

Bir tatil daha geldi geçti... Hatta epeyce de oldu geçeli ben yazıyı tamamlayana kadar. Böyle başlayınca pek bir hüzünlü oldu ama ne yazık ki tatillerin sonu biraz hüzünlü oluyor hep zira her tatilin bir de dönüşü var... Hele o ilk iş günü... Hatta ilk hafta... 
Uzun bir aradan sonra ilk defa kesintisiz 2 hafta tatil yaptık, uzun tatil iyi bir şeymiş... İnsan gerçekten de kafayı epeyce bir boşaltıyor. Boş kafa da -her ne kadar ifade itibariyle öyle durmasa da- güzel bir şey yahuu.. Cehalet mutluluktur!
Bu 2 haftada dünya ile bağlantımı planladığım üzere minimumda tuttum, sosyal medyaya pek bulaşmadım arada Instagram'a baktım o kadar, biraz da Facebook. Zaten o aralar herkes tatilde olduğundan bol bol tatil fotoğrafı gördüm. Ne seçim, ne başka bir gündem umrumda olmadı açıkçası. 
Tatil Hazırlıkları 2014 yazımda bahsettiğim gibi tatil öncesi alışveriş, valiz vs baya bir hazırlık moduna girmişim hatta biraz abartmışım. 2 hafta olunca gözüm korkmuştu ve o kadar çok eşya götürmüşüm ki birçoğunu kullanmadan geri getirdik. Seneye kesinlikle ama kesinlikle yarısı kadar eşya götürmeyi planlıyorum. Bu arada onca eşyaya rağmen unuttuklarım olmuş!! Tabii hem son hafta biraz hareketli geçti hem de son gün tam biz valiz topla, yola çıkacağız diye uğraşırken bizim Turşu kaybolmasın mı?!?!?! Bir süre onu aradık, evde, aşağılarda... Tabii bulamadık, bu arada valiz hazırlayıp geç kalmadan çıkma planı yaptığımızdan gecenin 2'sinde çıktık, hem de -mecburen- Turşu'yu bulamadan. Sabah annemler bulmuş, aşağı düşmüş meğerse, bizim aradığımız sırada neredeydi niye sesi çıkmadı anlayamadık ama 4. kattan yere çakılmış Turşu'cuk, ölümden dönmüş hatta. Ertesi sabah annemler hemen götürmüşler veterinere, bir süre orada kaldı, sonra annem baktı... Özellikle ilk 2-3 gün aklımız onda kaldı, hatta rüyalarıma girdi. Neyse ki biz döndüğümüzde iyileşmişti bile... Fakat tekrar düşmesin diye balkon kapısı kapalı tutulunca, bir de evde yalnız kalınca psikolojisi bozulmuş. İlk birkaç gün evde resmen manyak bir kediyle yaşadık. Sonra dayanamayıp balkon kapısını açtık da, o da rahatladı biz de. Şimdilik temkinli, kenarlarda gezmiyor, bakalım ne kadar sürecek. Umarım tekrar düşmez. 
Biz gece yola çıkıp öğleye doğru Kuşadası'na vardık. Hümacığım tatil için o kadar heyecanlanmıştı ki bir gün önce hadi şimdi gidelim diye tutturmuştu. Gece boyu araba kullanan Tolga'nın uykusu gelince sabah 6 sularında ben geçtim direksiyona, o ara Hüma da uyandı, yolda olduğumuzu, Kuşadası'na gittiğimizi öğrenince bir keyiflendi ki sormayın, daha uyku sersemi başladı kukla taklidi yapmaya oturduğu yerde... O kadar tatlıydı ki unutamayacağım bir anı oldu... 
Tatil şüphesiz ki hepimize iyi geldi ama tartışmasız en çok Hüma'ya yaradı. Öncelikle uzun zamandır görmediği babaannesini gördü, hasret giderdi. Geceleri bile onunla yattı. Yazlığın bahçesinde kudurdu da kudurdu. Hatta bir iki küçük kaza, düşme vs de oldu o kadar kudurmaya. Hüma'ya zaten bahçe de, hortum var mı diye sorar, eğer varsa bir heyecan, bir sevinç... Çocuğu tatile götürmek yerine bir hortum alıp versek de olur muydu diye düşünmeden edemedim :)) Hortum çılgını Hüma soğuk filan demeden kendini bir güzel ıslatır hortumla, sonra bahçeyi, sağı solu, evlerin içine kadar... Bakınız hortumla oynarken zevkten dört köşe bir Hüma Kuşu...
Tabii hortumla oynamanın da bir sınırı var, heryeri buz gibi oluncaya kadar mesela :)) Sonrasında itina ile başka araştırma ve yaramazlık geliştirme çalışmaları kovalanır, her fırsat değerlendirilir.
Bahçe gerçekten de Hüma'nın tarifsiz sevdiği ve keyif aldığı bir şey... "Anne bizim de bahçeli bir evimiz olsaydı" diye de hep söylüyor zaten. Keşke Hümacığım, keşke olsaydı... İnşallah sen büyümeden olur... 
Tolga'nın çocukluk bandanası çıktı bir yerlerden... Ben çok sevdim, Hüma'ya da çok yakıştı ama yarım saat kadar tahammül etti Hüma. Kendisi kafadan hassas biraz (babasının deyimiyle kafadan sabıkalı), öyle bantmış, taçmış pek takamıyor.. 
O gün bahçede hummalı bir temizliğe girişti bizimki, nereden aklına geldiyse... Kuzeni Yağmur'un bisikletinden başladı, en son bahçe duvarlarını siliyordu :D Gören de pek temiz, düzenli sanar ama öyle bişi yok tabii.. Arada sırada esiyor sadece... 
Kuşadası pek sevdiğimiz bir yer değil, Kadınlar Denizi denen yerin denizi güzel ama o kadar kalabalık ki inanılır gibi değil, yıllar önce Tolga beni götürdüğünde denizde birine dokunmadan yüzmek pek mümkün değildi. Dolayısıyla denize gitmedik, Hüma zaten bahçede çok mutluydu. Ona bir de şişme havuz aldık, ohh miss... Kuşadası'nda gitmeyi tek istediğim yer Güzelçamlı Milli Parkı idi. Gittik de ama biraz hayal kırıklığı oldu çünkü o kadar kalabalıktı ki Milli Parkın güzelliğini gözümüz göremedi pek. Zar zor 2 şezlong bulabildik, hava da çok sıcaktı, bir tur denize girip çıktık ve ayrıldık. 
Tabii Milli Park'da da klasik Türkiye manzaraları vardı; çöpler (ki yine Yedigöller'e göre baya temizdi), manasızca kullanılan sahil, rezalet bir işletme, çirkin şemsiyeler vs. Yalnız orman ve deniz muazzam tabii... Hatta sanırım bu tatil boyunca girdiğim en güzel denizdi... Aşağıdaki kolajda ağaçlık yer Güzelçamlı. 
İkinci fotoğrafta Hüma kendinden geçmiş bir şekilde yemek yiyor... Bazen öyle bir kuduruyor ki el kol komple yemeğin içinde.. Yalnız ilginç bir şekilde böyle zamanlarda gerçekten güzel yiyor ve ben de pek müdahala etmiyorum, her ne kadar Tolga bu duruma sinir olsa da.. Üçüncü fotoğrafta Hüma bahçenin duvarını siliyor (nedense).. 
Hüma'nın büyüteci ve dürbünü yolculuklarımızın vazgeçilmez oyuncakları arasında... Fotoğrafta babasının gözüne bakıyor büyüteçle... Meraklı minnoşş...
2 gece 3 gün Kuşadası'ndan sonra Bodrum'a doğru yola çıktık. Yalıkavak'ta bir ev kiralamıştık uzun uğraşlar sonunda.. Tabii dayı ve Gülşah ile... Biz Güzelçamlı'ya gittiğimiz için geç kalınca bizimkiler alışverişi yapmış, eve yerleşmiş, hatta yemek hazırlıkları bile başlamış... Bir de dayısı Hüma'ya kocaman bir kamyon almış... Hemen oyunlar başladı tabii...
Bu gölge oyununu çok sevdi humuş.. Epeyce oynadılar, gölgelerin nasıl yapıldığını hemen netten bakıp öğrendiler... 
Tatilin en güzel fotoğraflarından biri :)
Sabahları herkes uyurken Hüma ile birlikte mecburen ben de erkenden uyandım. İlk iş attık kendimizi balkona :) Evin en keyifli yerlerinden biri güzel manzarasıyla balkondu zaten...

Bir sabah da ben kahvaltı hazırlarken Hüma televizyon izlemek istedi. Ben de izin verdim ne de olsa tatil.. Tüm çizgi film kanallarını gezdik, yahuu ne acayip çizgi filmler var. Bazılarını ben açmak istemedim, bunlar sana uygun değil dedim. Bir iki tane gözüme fena görünmeyen çizgi filmi açtıysam da en fazla birkaç dakika sonra beğenmeyerek değiştirmemi istedi Hümacık. Gerçekten de saçma sapan çizgi filmler vardı ve bizim çok bilmiş bir anlam veremeyerek geçti. En sonunda hangi kanalı izlemek istese beğenirsiniz!! At yarışı kanalı :))) En azından hayvanları izlerim dedi herhalde. Zaten toplamda 10 dk sürdü sürmedi televizyon izlemesi. Evde sürekli çok daha kaliteli şeyler izlediği için normal karşıladım hatta gurur duydum desem yeridir :) Kaliteden anlıyor çocuk, hahahha :) 
Deniz kenarında bizi hiiç üzmedi neredeyse çoğunlukla kendi kendine takıldı bıdık Ona kum olsun kova olsun... Bir iki kovada su çekerseniz denizden ohh miss... Pasta yapar, dondurma yapar, yemek yapar... 
Kaldığımız evin en güzel yeri balkonu demiştim ya, işte o balkondan görünen manzara böyleydi... Ben de tabii bol bol fotoğraf çektim :) Tatil demek yeni yerler görmek, yeni fotoğraflar çekmek demek biraz da.. 


Gün boyu denizdi, kumdu yorulan Hümacık akşam daha eve dönüş yolunda uyudu 2 akşam ve kesinlikle kalkmayı reddetti. Hal böyle olunca bizde balkonda oturduk.. Bu fotoğraf da gece limana yanaşan gemilerden biri... 
Hem fotoğraf çekmekten hem de balkonda takılmaktan keyif aldım, açıkçası günün yorgunluğundan sonra akşamları fazla atraksiyon yapacak halimiz bizim de pek yoktu. Bir akşam Yalıkavak merkeze gittik, kalabalıktan yönümüzü bulamadık nerdeyse... 
Sonra bir akşam kız kıza gittik de biraz gümüştü, incik boncuktu baktık. Son akşamımızı da Bodrum merkezde geçirdik. Meşhur sebzeli dönerden yedik, bodrum sandaleti değil ama çantasından aldım ben. Sonra gezindik, yine biz dükkanlara girip çıkarken Hüma babası ve dayısıyla deniz kenarında takıldı. Sözde geceyi de Cafe Del Mar'da geçirecektik, bizim için bir Bodrum klasiğiydi ama saatin geç olması ve yer bulamamız ve de yanımızda çocuk olduğu için bizi pek de hoş karşılamayan Cafe Del Mar'da oturmadık.. Bodrum'la ilgili büyük hayal kırıklığı oldu bizim açımızdan. 
Yalıkavak... 
Bu arada Yalıkavak eskiden sakin, uzak, kimsenin pek gitmediği bir yerdi. Şimdi ise acayip popüler olmuş, bir çok mekan açılmış son yıllarda. Biz de güya Yalıkavak'ta sakin sakin takılırız diye oradan ev kiralamıştık ama deniz dalgalıydı ve beachlere giriş 150 tl filandı. Dolayısıyla biz de Ortakent ve Akyarlar tarafına gittik. Maalesef yol uzun sürdü ve hergün nereye gitsek diye düşünmekten, evden çıkış ile denize giriş arasındaki sürenin uzunluğundan fenalık geçirdik. 
Bodrum'un denizi gerçekten çok güzel ama Bodrum'da güzel bir tatil yapmak için günlük 1000 TL gibi bir parayı harcamayı göze almak lazım. Aksi halde fazla kalabalık, fazla iç içe ve sıradan olabiliyor. 
Çok tatlılar... En sevdiğim fotoğraflardan biri de bu... 
Ortakent'te gittiğimiz Mu Art Cafe Beach... Şezlonglar sıkışık ve sahil küçük olmasına rağmen memnun kalmıştık. Hümacığıma şezlongların arasında oyun oynayacak alan açtık... Sıcak bastırınca da iç taraftaki minderlere attık kendimizi.. Hadi anne keyif yapmaya gidelim diyerek gidip kendimizi gölgedeki minderlere attık :)
O bir dayı tasarımı, o bir prenses gölgesii... 
Hahahah yoldan geçenler bakıyorlardı bu kim ola ki diye... 
Buradan Hüma'ya sesleniyorum dayının hakkını ödeyemezsin minnoş.. Kimse yapmazdı böyle bir şey dayıdan başka.. 
Hüma bebekliğinden beri en çok dayısıyla yüzmeyi sevdi ve de denizde ona güvendi hep.. İşte Akyar'ların sığ denizinde kollukları atan Hüma'nın deniz keyfi... 


Yukarıdaki kolajda ilk fotoğraf zeytin ağacına çıkmaya çalışan Hümacık, yardımımla çıkabildi sonunda ve çok mutluydu. Plajda Hümacık kendi kendine oynadığından biz de kendi dalgamıza baktık, internete takılan, kitap okuyan ve fotoğraf çeken ben.. Yaşasın tatil... 

Sol üst köşedeki fotoğrafta Hümacık dayısını seviyor... Nasıl da masum nasıl da tatlı... 
Yukarıda da bahsettiğim gibi Hüma'nın kendinden geçercesine yemek yediği anlardan biri daha... Öyle ki sonunda kadının biri gelip "ahaa annesi aç mı bırakıyorsun bu çocuğu dedi!?!". Bizimki ise swedish chef olmuş yine kendince... Biraz rezildi ama Hüma çok eğlendi. Neyse arada bir olur diyoruz... 
O bıdık eller çeneye yaslanmış tabletten çizgi film izliyor... Aşk..

Burada Kuşadası ve Bodrum maceralarımızın sonuna geldik. Bodrum'dan sonra da tatilimiz 2 gün Çandarlı ve sonra da çekirdek aile olarak Cunda'yla devam etti... Artık onlar da bir sonraki yazıda yazacağım yoksa bu yazı bitmeyecek hiç...

İşte böyle güzel, değişik anılar biriktirdik... Farklı şeyler yaşadık, tattık, gördük... Çok şükür.. Tatil güzel şey... 

Bunları da Okuyabilirsiniz

4 yorum

  1. merhaba Mine :) Yazılarını bir süredir okuyamıyordum, daha önce de bir kaç sefer olduğu gibi açılmıyordu, siyah ekran oluyordu. Bu sefer nasıl olduysa okuyabildim :) Çok güzel bir tatil yazısı olmuş, Hüma'nın mutluluğu belli her kareden. Şanslı bir "mutlu aile çocuğu" o da :) Benim bıdıklar da onun yaşına gelsin de berabe ryapacağımız aktiviteler artsın, konuşabilelim vs diye dört gözle bekliyorum...
    sevgiler...
    duble-gülin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. güllinciğim çok teşekkür ederim. Çok şükür ki Hüma mutlu bir çocuk, umarım böyle devam eder.
      Kesinlikle beraber bir şeyler yapalım. Ankara'ya geldiğinizde haberleşelim, kızları tanıştıralım..
      Bu arada blogdaki sorun büyük ihtimalle şablondan kaynaklanıyor ama vakit bulup da yeni bir şablona geçemedim henüz maalesef..

      Sil
  2. fotolara bayıldım. Kızında çok tatlı maşallah. Seni izlemeye aldım. Ben de bloğuma beklerim.

    www.bakbuharika.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhaba, teşekkür ederim. nedense gözümden kaçmış yorumunuz daha yeni gördüm... hemen ben de zirayet ediyorum blogunuzu :)

      Sil