By
Hüma Kuşu
Ekim 18, 2011
Çeşitli
Pazartesi ve Salı sabahları Odtü'de dersim olduğum için mecburen haftaya kabus gibi başlıyorum. Evet evet aynen kabus gibi... Pazartesi sabah işe gitme sendromununda beter hale gelmeye başlayacak bu okula gitme hadisesi diye korkuyorum yani. Sinir bozucu olan derse gitmek değil aslında da Odtü'ye gitme kısmı.. Zira insanın karşısına türlü türlü engeller çıkıyor. Hani aman işte Odtü şöyle zordur böyle kasar filan muhabbetleri vardır ya yüksek lisans için kayıt olma çabalarım sırasında bu zorluğa vakıf olmaya başlamıştım ancak son zamanlarda kesinlikle anladım ki bu zorluk derslerin zorluğu ile ilgili değil okulun kendi zorluğu. Bu anlamda yıllarca Odtü'nün zorluğundan şikayet eden arkadaşlarıma özürü bir borç bilerekten zorluk kısmına geçeyim. Eskileri anlatmayacağım daha kayıt olma sırasında herkesin hepi topu bir diploma fotokopisi ile ilgili söylediği çelişkili ifadeleri, danışman ile ilgili olarak yaşadığım onca problemi, yazdığım belki 10 adet dilekçeyi, kayıt dondurma maceralarımı detaylandırmayacağım da son birkaç haftada başıma gelenlere kısaca değineceğim. Önceleri hüma, ben annem okula birlikte gidiyorduk, annem araba ile bizi götürüyor ben dersteyken de hüma ile beni bekliyorlardı, birkaç kez bu şekilde kapıdan giriş yaptıktan sonra kapıdaki güvenlik teyze siz hergün bu şekilde geliyorsunuz böyle olmaz araç pulu alın dedi. Ehh ben de düşünüyordum zaten neyse dersim de 12:30 da bittiği için bir türlü gidip ilgilenememiştim sonunda gittim araç pulu namı diğer sticker'ın 245 TL karşılığında alınabileceğini öğrendim. Gittim para yatırdım bankaya ama o sırada mesai bittiği için stickerımı alamadım. Banka dekontu ve başvuru formu yanımda gezdim birkaç gün. Neyse sonunda bu pazartesi yani dün gidip onları teslim edip stickerimi alacaktım ki kapıdan almadılar beni içeri, sabah 09:20. Kadına bir sürü dil döktüm bakın ben parasını yatırdım gidip alamadım sadece şimdi içeri girince alıcam vs., hatta yahu derse geç kalıyorum ama zaten çocuğumu bırakıp gelmişim falan diye ama yine de almadı beni içeri. 100. yıl kapısına gidip arabayı oraya bırakıp içeri girecekmişim oraya da park edemezmişim. Neyse zor bela 100. yıl kapısını buldum Odtü'nün (hiç gitmediğim için bilmiyordum) arabayı oraya park ettim, taksi teknolojisi yalnızca telefon ile geliyormuş o da nizamiyede varmış falan filan yürüdüm içeri kadar taa öğrenci işlerine, sticker aldım. Bu arada ilk ders yalan oldu tabii bari dedim gideyim arabamı alayım çıkışta bir an önce eve gitme açısından kolay olsun. Taksiye bindim 100. yıl kapısına gittim taksicide bozuk yokmuş, arabamı aldım taksi durağına gittim adama parasını verdim sonra arabayı park etmek için kültür kongrenin park yerine gittim tabii ki hiç yer bulamadım zira tıklım tıklım ayrıca çamur vs. Bu arada 245 TL karşılığında temin etmiş olduğum sticker ile yalnızca kültür kongre, tenis kortları, yurtlar ve spor salonu önüne park edebiliyormuşum. Yapacak bir şey kalmayınca End. Müh bölümünün oraya park edeyim dedim ama daha park yerine girerken iki tane güvenlik hocam buraya park edemezsiniz diye çevirdi beni yoldan başıma bişi gelse Odtü'de bu kadar hızlı reaksiyon gösterecek adam bulamazdım ya neyse. SOnra kültür kongrede bir park girişimi daha ve en sonunda kütüphanenin önüne park ederek ve bölüme kadar epeyce bir yürüyerek ki aslında oraya da park etmem yasakmış normalde ikinci derse 10 dakika gecikmeli olarak girebildim, saat 10:50.
Bugün de yine mecburen kültür kongrenin önüne park ettim arabayı ki aslında bölümün önünde yer oluyor genelde sonra bölüme kadar yürüdüm soğukta, kampüs köpeklerle dolu bu arada. Ama Odtü öğrencilerle uğraşmaktan köpeklerle uğraşmaya fırsat bulamıyor tabii.
Velhasıl işte böylee Odtü'yü kazanmak kolay bitirmek zor neden çünkü bir kere içeri giremiyorsun. Girsen bir türlü girmesen başka... Ben dönemde 2 ders aldığım ve bir senede kayıt dondurduğum için 2009'dan beri Odtü ile haşır neşirim maalesef. Gözlemlediğim kadarıyla Odtü'de aslında hiçbir şey öğrenciler için ya da öğrencilerin hayatını kolaylaştırmak için değil, personel için, kampüse stickersız araç girmemesi için, bir de türbanlılar girmemesi için (bunu emre söyler bununla ilgili bir deneyimim olmadı) olsa olsa öğrenci kalabalığını yönetmek için. Aslında onu da tam yapamıyorlar ya neyse onca bürokrasi filan... Evet yemekhane ve kantinler ucuz öğrenciler bunun için eylem filan yapmışlar sanıyorum vakti zamanında ama heryer pis, yiyecekler kötü, çaylar bayat, kahveler soğuk, tuvaletler kabus gibi, çarşı iyice izbeleşmiş. Herşeye muhalefet eden Odtü ruhu nerede merak ettim, üstelik Burger King'de gelmiş konmuş çarşının girişine :) Ahh Odtü ahhh daha neler nelerr...
Bir keresinde öğrenci işlerinin önüne araba park etmeye çalışıyordum yüksek lisansa ilk başladığım sıralarda, güvenlik geldi hemen, "hocam biliyorsunuz öğrenci işlerinin önüne öğrencilerin araç park etmesi yasak" dedi. Aslında bunun üstüne diycek fazla bişi de yok.
Benim için Odtü'de güzel olan az şey var, ağaçlar mesela...
Bunları da Okuyabilirsiniz
By
Hüma Kuşu
Ekim 15, 2011
Çeşitli
hümaya oyun arkadaşı aradığımı hem buradan hem twitter hem de facebooktan paylaştım ama sanırım pek ciddiye alınmadı. hüma sokağa çıkıp arkadaş edinecek halde olmadığından ilan yöntemi veya eş dost yöntemi ile arkadaş aramak farz oldu. Ne yazık ki kuzi yağmur ile farklı şehirlerde yaşıyoruz. velhasıl bu arkadaş konusunda çok ciddiyim. çevrenizde 6-12 ay aralığında bebek tanıdığı olan ve arkadaş arayan başkaları da varsa bizi buluşturun arkadaşlar. bebeklere arkadaş lazım. hem yaşıtları ile sosyalleşmeyi öğrenecekler hem beraber oyun oynamayı hem de birbirilerini izleyerek yeteneklerini geliştirecek.
Bunları da Okuyabilirsiniz
By
Hüma Kuşu
Ekim 10, 2011
Hümania
Hümanın diş buğdayının ilk etabı tamamlandı. İzmirden halası, babaannesi ve teyzesi geldi. Tabii yağmur da.. ilk gün biraz şaşkınlıkla geçti bir de biraz korktu yağmurdan. yağmur hareket avantajı sayesinde hümanın elinden oyuncakları kapıp uzaklaşmaya başlayınca da ağladı, sonra bir süre de izledi yağmur ne yapıyor nasıl emekliyor diye.. sonunda alıştı, en azından artık ağlamıyor beraber oynayabiliyor biraz da olsa. Bence ağlamadıkları sürece birbirlerinin elinden oyuncak almaları ya da buna çalışmalarının bir sakıncası yok ne de olsa yavaş yavaş beraber oynamayı da öğrenecekler büyüdükçe.
hüma bugün alışveriş merkezinde bizimle beraber takılmaya da başladı yeni yeni.. ben bir şeylere bakarken o da bakınıyor ve ilgisini çeken kıyafetlere ya da askılara vs uzanıyor. H&M'de ortadaki alçak tezgahlardan birine oturdu biz beklerden ve oradaki askılar ve kıyafetlerin etiketlerle oynadı ve araştırdı biraz. bir de yürüyen merdiven dikkatini çekti, ben de aşağı inerken bastırdım merdivenlere birkaç kez hayretle bakındı... yeni şeyler deneyimledi,öğrendi.. Ah bir de oyuncakçıdaki büyük arabalardan birini bindirdim kendisini çok hoşuna gitti,direksiyonu tuttu sağa sola çevirdi sonra da tutundu kalktı deli...
bir de bir de börek yedi biraz, çorba içti, yumurta yedi az az...
Bunları da Okuyabilirsiniz
By
Hüma Kuşu
Eylül 29, 2011
Hümania
Hüma hanımın dişleri çıkalı 20 günü geçti, iki dişi birden çıktı, ikisi birden bidik bidik büyümeye başladı. Biz de 8 Ekim'de Hüma'nın diş buğdayı partisini yapmaya karar verdik. İzmir'den halası, babaannesi, büyük teyzelerden biri ve bir de Yağmur gelecek. Şu hastalık olayını da yavaş yavaş atlattığımız için parti planlarına başladım ben de.
Yağmur'un partisinden tecrübeli olan halası ile görüş alışverişi yaptık. Zaten hazırlıklara yardım etmek için birkaç gün erken gelecekler hem de süslü püslü bir parti sofrası için gerekli olanların bir bölümünü getirecekler. Ben de internette tarifini bulduğum renkli, süslü toplardan yapmayı düşünüyorum hatta malzemelerini bile aldım. Diş buğdayı partisi bol renkli ve bol şekerli olacak.
Bu arada farklı neler yapabiliriz diye internette de biraz dolaştım, edindiğim izlenime göre bu diş buğdayı olayı bizden başka bir de Ermenilerde olan bir gelenekmiş. Batı toplumunda böyle bir kutlama ya da aktivite yok, onlar süt dişleri ilk dökülmeye başladığında çocuğu tebrik edip hediye vs alıyorlarmış. Türkiye'de oldukça eski bir gelenek olmakla beraber son yıllarda biraz şekil değiştirmiş ve modern bir format, tarz kazanmış. Diş buğdayı hediyelikleri, kurabiyeleri, pastaları vs var. Özellikle diş şeklinde kurabiyeler ve pasta yaptırmak çok moda. Hatta o kurabiyeleri süslü püslü yapıp küçük poşetlere koyuyorlar sonra da gelen misafirlere hatıra olarak veriyorlar. Aynı baby shower ya da bebek doğumunda olduğu gibi. Ama öyle saklanacak kurabiyeler yaptırmayı düşünmüyorum zaten kurabiye olayı baby shower ve doğumda da bana çok anlamlı gelmemişti, kurabiye yerine başka bebek şekerleri yapmıştım. Şimdi bu diş buğdayı için de gelen misafirlere vermek için alternatif birşeyler düşünüyorum. Kendi çapımda küçük ama hem kalıcı hem de farklı bir şey yapacağım. Bu parti süsleri için de internetten sipariş vermeyi düşünmüyorum zaten de çok yaratıcı bir şeye rastlamadım. Kendim birkaç küçük süsleme icat ederim belki. Ama diş şeklinde pasta yaptırmayı düşünüyorum. Bakalım her zaman alışveriş yaptığımız pastane ile bir görüşeceğim umarım onlar yapabilirler. Halasının getireceği kurabiye kalıpları ve şeker hamurları ile kendimiz diş şeklinde kurabiye ve cupcake yapacağız, bizimkiler yenecek cinsten olacak ama. Onun dışında parti menüsünün tuzlu kısmını anneanneye bırakıyoruz. Börek çörek ve çeşitli gün malzemeleri ve yiyeceklerini o hazırlayacak.
Bir de bebeğin önüne seçmesi için koyulan nesneler olayı var. Seçtiği nesnenin ileride seçeceği meslek ile ilişkili olduğuna inanılıyor hatta bu diş buğdayının esas amacı da o zaten. Ama malum meslekler değişti, eskiden makas seçerse terzi olurmuş kitap ya da kalem seçerse aman bu çocuk okuyacak denirmiş vs. Ama şimdi okumanın da türlü türlüsü var, hem de meslek sayısı da baya fazla. Çok fazla nesne koyarak Hümacığın kafasını karıştırmak istemiyorum o nedenle bu konuyu biraz düşüneceğim bakalım. Şimdilik belirlediklerim ayna (süslü olacak), kalem (yazar olacak), cetvel (mimar olacak), makas (moda tasarımcısı olacak). Bir tane de müzik aleti koyayım diyorum mesela flüt olabilir, birkaç tane de geometrik nesne mühendisliği temsil etmek için.
Bunları da Okuyabilirsiniz
Hüma hastalandı gece.. Kustu kustu kustu... En sonunda dayanamayıp acile gittik sabaha karşı ve sabah sekize kadar da oradaydık. Meğerse ishal olmuş kuzucuk, o yüzden kusuyormuş. Tabii hiç beslenemedi saatlerce ve sonunda dehidre olduğu için serum takmaya karar verdiler. Ama iki tane hemşire bebişime damar yolu açmayı beceremeyip dakikalarca ağlattı. Bir de beni de almadılar yanında çünkü tek yenidoğan hemşiresi de bebek yoğun bakımdaymış, Hüma'yı alıp içeri götürdüler. Sonunda dayanamayıp içeri girmeye yeltendim ama kovdular beni yoğun bakımdan... Zavallı kuzucuk içeride ağladı ben de kapıda :( Sonunda becerebilselerdi o kadar üzülmeyecektim ama boşu boşuna ağlattılar... Neyse sonunda bulantı engelleyici ilaç verdiler o işe yaradı da biraz emdi ve uyudu.
Evde de bir süre dinlendikten sonra yoğurt ve su verdik. Hüma bir kupa su içti kaşık kaşık ondan sonra kendine geldi. Çocuk kendi kendini tedavi etti resmen. Biraz yoğurt biraz su. Sonra emip uyudu yeniden. Akşamda şeftali ve yoğurtlu pirinç lapası yedi. Sonra yıkandı ve uyudu. Allahtan artık kusmuyor ama ishal hala devam bakalım ne zaman iyileşecek...
Bunları da Okuyabilirsiniz
Geçen 6 aydan fazla zamanda neler oldu neler.. Bir kere güzel kuşum Hümacık doğdu, ellerime kondu. Herşeyden önemli olan bu zaten. Bunun üzerine ne desem ne yazsam eksik ve manasız kalacak. Hayat boyu yaptığım en güzel şey, en büyük başarım ve eserim. İnsanın şu hayatta iz bırakma çabasını ve isteğini çocuk doğurmaktan daha iyi bir şekilde tatmin edecek başka bir şey düşünemiyorum. Dolayısıyla hamile kaldığımdan beri hayatımdaki en önemli hadise Hüma sultan. O nedenle şimdi 6 aylık bir neler yaptım özetlemesine girmek gereksiz olur diye düşünüyorum. Kendim de düşündüğümde zaten Hüma'ya baktım, Hüma ile oynadım, Hüma'yı şuraya buraya götürdüm, Hüma'ya şunu bunu aldım hatta daha çok Hüma şunu yaptı, bunu yaptı, agu dedi, elini keşfetti, ayağını keşfetti diye diye uzuyor gidiyor liste. Ya da olsa olsa Hüma ile şuraya gittik filan diyebiliyorum yeni yeni. Hanfendi biraz büyüyüp de büyüklerin tabiri ile ortaya çıktığından yani ailenin bir bireyi olarak aramızda iyiden iyiye yer almaya hatta hatta aguları guguları ile söz sahibi olmaya başladığından beri..
Mesela perşembe günü İstanbul'a gittik Hüma ile... Aman bir eğlendi bir eğlendi Hümacık. Ona zaten gezmek olsun değişik yerlere gitmek, farklı şeyler görmek olsun... Önce bir düğüne katıldık. Düğünün başında henüz daha hareketli müzikler çalmaya başlamamıştı ben Hüma'yı sakin bir köşede uyuttum (zaten yol yorgunuydu), biz yemek yerken güzelce uyudu dinlendi. Sonra müzik hareketlenip ortalık daha gürültülü bir hale gelince uyandı. Ben korkacağını düşünmüştüm ama düğün ortamına çabuk uyum sağladı, konuşalanları duymamasına rağmen insanlara gülmeye ortamı incelemeye başladı. O uyandıktan sonra biz de zaten fazla uzatmadan ayrıldık dedesi ile birlikte. Bağdat caddesine Fashions Night Out vardı üstelik o gün, Hüma ile kısa bir Bağdat caddesi gezintisi yaptık dedesiyle sonra baktık kalabalıktan puseti sürmek zor hem de Hüma'nın kafa yorgunluktan düşüyor doğru otele gittik.
Ertesi sabah Suadiye'de kahvaltı.. Hüma bu kahvaltı olayını çok sevdi. Hele ka sonra Atatürk Arboretumunu ziyaret. Tabii dedesi, dayısı, anneannesi ehh annesi de yanında, biri ilgilenmese biri Hüma ile ilgileniyor. Bir de değişik yerler görüyor, hele ki arboretum Hümacık için oldukça keyifliydi, ağaçlar, ördekler, çimler... Dolayısıyla pek hoşuna gitti. Sonra da İstanbul Forum AVM'deki akvaryumu ziyaret ettik. Önce korkar gibi oldu hem ortam çok aydınlık değil hem de koca koca balıklar. Şaşkın şaşkın baktı sıpacık sonra tropik balıkların olduğu akvaryumu görünce iyice açıldı. Balıklar da Hüma'ya kendilerini göstermek istercesine gelip gelip onun kafasının yakınlarında yüzdüler camın dibinde. Sonra bir yengeç türü varmış şimdi adını hatırlayamayacağım görevli eline alıyordu hemen gittik Hüma dokunda ona sonra da akvaryumdaki tünelde üzerinden köpek balığı ve vatoz geçti kaf defa. Bidicik hali ile ilginç deneyimler yaşadı ve akvaryumun sonlarına doğru uykuya yenik düştü. Ama bitmedi biraz dinlendikten sonra AVM'de alışveriş yapıldı onun için. Ve sonunda gecenin geç saatlerinde cuma trafiğinden sıyrılıp otelimize varabildik.
Ertesi sabah da Hidiv Kasrı'nda kahvaltı yaptık.
Hüma çiçekleri, ağaçları inceledi yine. Kahvaltı sofrasını dağıttı meyvesini yerken... Sonra da ilk defa çocuk parkına gittik ve orada çocukları izledi. Koşup koşup tekrar kaydıraktan kayan ve o sırada da birbirlerine laf atıp bağrışan çocukları hayretle izledi, ne yaptıklarını anlamaya çalıştı. Onu da oradaki küçük kaydıraktan kaydırdım ama pek anlamadı ve o nedenle de hoşlanmadı durumdan... Günün kalanını Bağdat caddesinde geçirdik hem cumartesi trafiğine girmemek için hem de zaten kızlarla sözleşmiş olduğumuz için. Zamane Kahvesi Hüma'yı pek açmadı. Ben beğenmiştim aslında ama Hüma sıkılınca kalabalık ve sıcaktan ben de pek bir şeyler anlamadım. Sonunda dedesini aradım gelip Hümayı gezdirin diye. Hanımın gezmesi Bağdat caddesi ile de sınırlı kalmamış. Uyurken teslim ettiğim Hüma tabii ki biraz dinlendikten sonra uyanmış ve Caddebostan sahilinde almışlar hemen soluğu caddenin kalabalığından kaçıp. Neyse biz de bu arada biraz sohbet etme fırsatı bulmuş olduk. Akşam yemeği sabah da pazar kahvaltısı derken Hüma epey eğlendi üstelik çok da hareketlendi birkaç gün içinde. Pazar günü dayısına ev bile baktı İstanbul'dan, en son satış ofisinde çığlık atıyordu. Dayısı da ev ile ilgilenmeyip oradaki ofis sandalyeleri ile Hüma gezdirmek suretiyle zavallık satış temsilcisini bunalttı biraz. Bi ara baktık adamcağız kravatını çekiştiriyordu. Dönüş yolu tabii yorgunluğun da etkisiyle biraz sıkıntılı geçti ama eve geldiğimizde babası anında fark etti Hüma'daki değişikliği, daha hareketli, adeta yaramazlık yapıyor...
İşte İstanbul macerası böyle geçti Hüma ile. Yazdıklarıma bakınca kendimle ilgili pek birşey yok. Bir tek kızlarla buluştuk işte bir de kahvaltı ve yemek olayları.. Onun dışında asıl İstanbul fatihi Hümacık oldu...
Bunları da Okuyabilirsiniz

"Baby Shower", Türkçesi "Bebek Partisi"; bebek doğmadan önce annenin arkadaşları ya da ailesi tarafından düzenlenen ve amacı hem annenin hazırlıklarına destek olmak hem de anne ile ilgilenerek bebek doğmadan önce anneyi şımartmak ve eğlendirmek olan bir aktivite. Buradaki shower duş anlamında değil, "show" kelimesinden türemiş olan gösterme anlamında ve annenin göbeğini göstermesini ifade eden bir kelime.
Aslında bu Türklerin bir geleneği değil yurtdışında sanıyorum özellikle Amerika'da uygulanan bir şey ama son yıllarda yoğun olarak burada da yapılıyor. Ben bu olayı birkaç yabancı dizide görmüştüm ve eğlenceli olduğu için yapmak istemiştim. Ama sonra Türkiyede pek yaygın olmadığı için vazgeçmiştim. Kuzenim sana parti yapalım diyince de tamam dedim hemen.
Netten biraz araştırdım neler yapılıyormuş bu baby shower'de diye. Orjinalinde anne adayı kendi ihtiyaçlarını içeren bir liste hazırlayıp bir mağaza ile anlaşıyormuş, gelecek olanlar da o mağazaya giderek anne adayının seçmiş olduklarından istediklerini alıyorlarmış falan. Ama hem burada bu tip liste olayları pek yaygın olmadığından hem de benim böyle bir parti istememdeki amaç eksiklerimi tamamlayım olmadığından liste olayına girmek istemedim.
Benim için önemli olan sevdiğim insanlarla birlikte olacağım, şamata yapıp eğleneceğimiz bir aktivite olmasıydı. Zaten parti hazırlıkları bile oldukça keyifli geçti benim açımdan. Bir de sürekli bebeğin ihtiyaçlarını tamamlamaya odaklanmış olduğum için o ruh halinden çıkmak da iyi oldu aslında. Gerçi o güne kadar bebeğin odasını hazırlayım diye biraz stres olmadım desem yalan olur. Ama bir açıdan da iyi oldu çünkü hazırlıklar sırasında bazı şeyleri daha da ertelesem doğuma yetişmeyecekmiş diye düşünmeye başlamıştım. Odası hazır olduktan sonra o gün ne yesek ne içsek ve ben ne giysem kısmına odaklandım daha çok.
Bebek şekeri oldukça vakit aldı aslında çünkü ne yazık ki piyasada istediğim gibi içime sinen bir şey bulamadım. Ankara'nın bu açıdan oldukça kısır olduğunu söylemem lazım. İnternetten de sipariş vermek istemedim çünkü fotoğraflardan boyutları ve gerçek renkleri kestirmek çok zor.

En sonunda internette görmüş olduğum bir bebek şekerinden aldığım ilhamla bebek şekerlerini annemle biz tasarladık. Tabi ilk etapta deneme yanılma süresi oldu ama sonuçta ortaya hem içime sinen hem de farklı bir şeyler çıktı. Minik kavanozlar içerisinde pembe ve beyaz drajeler. Kavanozların kapaklarını da pembe-beyaz pötü kareleri, pembe beyaz puanlı ve çizgli kumaş ve pembe tül ile süsledik. Üstlerine de işte gördüğünüz bebek biblolarını yapıştırdık. Zor oldu ama değdi diye düşünüyorum.

Bir de baby shower davetiyelerini görmüştüm internette, sonra baktım şablonlar var ben de kendime bir tane yapayım dedim. İlk etapta ingilizce bir şeyler hazırlamıştım ama tolga daha yaratıcı ol diye başımın etini yiyince ben de kendim bir şeyler yazdım davetiyenin üstüne ve ortaya işte yazının başındaki ve buradaki iki davetiye çıktı.
Bunları da Okuyabilirsiniz